Denizin Hakkını Verin

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşayıp deniz kültürünü içselleştirememiş bir toplumuz. Belki de hala büyük büyük dedelerimizin Orta Asya’dan at üstünde kırsala yerleşmesini yaşatıyoruz içimizde. Suya girmeyi sadece serinlemek olarak görüyor çoğumuz. O yüzden canım deniz dururken havuzlar dolup taşıyor. Sanki Guinness Rekorlar kitabına girmek için bir havuza kaç kişi sığar dener gibi hem de!

Denize girmek değil elbet olay. Yüzmek, suyla bütün olmak, dalmak, balık tutmak, su sporlarıyla ilgilenmek, rüzgar estiğinde poyraz mı lodos mu bilmek… Deniz denildiğinde aklınıza sadece yaz ayları veya bir manzara resmi geliyorsa siz de deniz kültüründen nasibinizi alamamışsınız demektir.

Her yıl yaz aylarında boğulma vakalarını üzülerek görüyoruz. Bu yaz yine çok acı haberler yurdun pek çok yerinden geldi. Yüzme öğrenmek bir ayrıcalık, bir özellik olmamalı. Daha çocukken yüzme öğretilmeli. Böylelikle boğulma olaylarının azalacağı görüşündeyim. Gerçi tek başına iyi yüzme bilmek de yetmiyor, rüzgarı ve dalgayı da hesap etmek lazım. Bazen kendine çok güvenip de açılıyor insanlar. Deniz ülkesinde boğularak ölüm olmamalı!

Bir başka açıdan bakarsak yazının başında bahsettiğim bir havuza yüzlerce kişinin girmesi durumu. Akan su (nehir, dere, deniz) temizdir. Durgun sularda (göller, havuzlar…) mikrop ürer. Ne kadar klorlansa da, filtrelense de, temizlikleri yapılsa da kimse %100 garanti edemez havuzların  temizliğini. Hele hele sirkülasyonu fazla olan otel, aqua park gibi yerlerde hijyene daha da dikkat edilmeli.

Denizler, nehirler, göller. Türkiye başlı başına su cenneti. Ama kaçımız bu bilinçle yaşıyoruz ve bu nimetten faydalanıyoruz? ‘Benden geçti artık’ demeyin. Çocuklarınıza aşılayın deniz tutkusunu. Yüzsün, dalsın, yelken kullansın, iki denizci düğümü bağlasın. Sporla uğraşsın çocuklar. Sporcu disiplini kazanınca sırtı yere gelmez merak etmeyin. Ne kötü alışkanlıklara bulaşırlar ne de yanlış arkadaş edinirler. Kendi sorumluluklarının farkına varmayı öğrenirler. Gidin bir gün izleyin yelken kursundaki çocukları. Minicik boylarıyla tekneleri itip çekiyorlar, halat bağlıyorlar, takım ruhuyla hareket ediyorlar ama sonunda her biri kendi yelkenlisiyle bir başına kalıyor. Hayat da böyle değil mi? İş hayatında da evde de, hem birlikte yardımlaşarak topluluk olarak davranışlarımız var hem de kendi sorumluluk, görev ve ödevlerimiz.

Yedi yaşındaki oğlum Burak’ın kendi başına yelkenli (optimist) kullanmasını izlemek mutluluk ve gurur duymamı sağladı. Kursu başarıyla tamamlayıp sertifikasını aldı. Artık deniz sevdası onun bu küçük yaşında içine işledi bir kere. Atatürk’ün ‘sağlam kafa sağlam vücutta olur’ dediği gibi beden ve ruh sağlığı için herkes spor yapmalı, özellikle de çocuklarımız.

Çağımızın hastalığı obesiteyle mücadele için, son ayların illeti bonzai gibi uyuşturuculara merak sarmamak için, yine son yıllarda tüm dünyada artış gösteren depresyona girmemek için, boş vakit öldürmek yerine kaliteli işler yapmak için, fiziksel ve zihinsel beden sağlığınıza sahip çıkmak için sporları yapın. Özellikle de su sporlarını.

Denizin hakkını verin.

Sağlıkla kalın.

Leave a comment

Filed under Köşe Yazılarım

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s