Biyolojik Savaş

Biyolojik savaş

Milattan önce 6. yüzyılda Asya’da düşmanın su kaynağına hastalıklı çavdar taneleri katmaları belki de ilk biyolojik savaş örneği. Oklarına ve mızrak uçlarına dışkı ve bozuk et sürüp kullanmaları da o zamanın biyoterörü! Sadece doğunun değil batının da aklına gelir tabii. Ortaçağda vebadan ve çiçekten ölenlerin bedenleri düşman sınırına mancınıkla atılır böylece düşman askerlerini hasta etmek salgınlar yaratmak düşünülür. Virginia bölgesinin lideri olan WilliamTrent Kızılderili Savaşından sonra 1773’te şöyle der; “Onlara (Kızılderililer’e) Çiçek Hastalığı Hastahanesi’nden gelen iki battaniye ve bir mendil verdik. Umarım beklenen etkiyi gösterir”. Fransa’nın ünlü lideri Napolyon savaş sırasında kuşattığı şehre (Mantua, 1797) sıtma bulaştırmaya çalışır. Japonların 1918’de biyolojik silah üretimi amacıyla kurduğu birim 1942’ye kadar pekçok saldırıda bulunur. Biyolojik madde araştırmaları 1930’larda Almanya’da çok ilerler. İngilizler ise Guinard adasında (İskoç açıklarında) 36 yıl şarbon araştırmaları yapar ve ada haliyle hastalıklı olur. 1987 yılında ancak 280 ton formaldehitle adayı temizlemeleriyle biter. Kore Savaşında da (1950-1953) Amerikalıların bölgeye hastalıklı nesneleri uçaklarla havadan döktüğü bilinir.

Belki hatırlarsınız 79 yılında Rusya’da 64 kişi şarbon salgınından ölmüştü ve nedeni biyolojik silah laboratuvarındaki kaza olarak düşünülmüştü. 84’te Amerika’da seçim öncesi bazı bölgelerdeki restoranlardaki salatalara salmonella mikrobu karıştırılır ve 750 kişi zehirlenir. Bir rivayete göre 90’daki Kuveyt Savaşı sırasında Irak’ta şarbon üretildiği için Amerikan askerlerine aşı yapıldığı yönünde.

Amaç ideolojik, politik veya maddi çıkar olabilir, sonuçta bu uğurda hastalık yapıcı patojenlerin yayılmasıdır ‘biyolojik savaş’. Biyolojik silahlar canlılar üzerinde zararlı etkiler yaratmak maksadıyla kullanılan bakteri, virüs, mikrobiyal toksinler gibi ajanlar. Bu tanım biyolojik olarak elde edilen toksinleri ve zehirleri de kapsar.

Boğucu, zehirleyici gazların ve bakteriyolojik araçların yani biyolojik ve kimyasal silahların kullanılmasını yasaklayan antlaşma (Cenevre Protokolü) Cenevre’de 1925’te imzalanmasına ve 1928’de yürürlüğe girmesine rağmen üretimi, depolanması ve transportuyla ilgili madde yok. Bunları da kapsayan protokoller 72’de ve 93’te yapılır. Biyolojik ve Kimyasal Silahlar anlaşması (BCW) 140 ülke tarafından imzalanır. Yine de üretimi ve depolanması birçok ülkece devam ettirildiği tahmin edilir.

Biyolojik silahların temel özellikleri kolay üretilmeleri, depolama ve dış şartlara dayanıklı olmaları, salgın yapabilmeleri, solunum, sindirim, deri yoluyla kolayca bedene girebilmeleri, kuluçka sürelerinin kısalığı, tanının zaman alıcı olması ve öldürücülüğü!

Amerika’daki Hastalık kontrol ve önleme merkezi biyolojik savaş etkenlerini 3’e ayırır. En tehlikeliler grubunda çiçek, şarbon, veba, botulizm, tularemi, ebola yer alır. İkinci derece tehlikeliler brusella, Ruam, Q ateşi, ensefalomyelitler, salmonella, şigella, E.coli, kolera. Bugün az da gelecekte tehlikeli olabilir grubunda ise keneyle bulaşan ensefalitler, Hanta virusu ve ilaçlara dayanıklı (mycobacterium tuberculosis) mikobakter tüberkülozu bulunur.

Keneyle bulaşan ve ülkemizde de pek çok can alan Kırım Kongo Kanamalı Ateşinin nasıl çıktığı hala muamma. Kuş gribi de kuşkulu! Umarım insanlar zekalarını, bilimi ve tıbbı canlıları öldürmek için kullanmayı bırakır!

Sağlıkla kalın.

Leave a comment

Filed under Köşe Yazılarım

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s