Salgın, salgın, salgın

04 Nisan 2015, 09:17

Salgın, salgın, salgın

Günlerdir ortalıkta virüslar ve bakteriler kol geziyor. Öyle ki sadece şikayetlere bakarak bunları birbirinden ayırmak ve tanı koymak da oldukça zor. Boğaz ağrısı var mı yok mu? Baş ağrısı eşlik ediyor mu? Ateş kaç derece ve kaç gündür devam ediyor? Bulantı, kusma, ishal var mı? Peki öksürük, burun akıntısı… Şikayet listesi uzuyor da uzuyor. Ortaya çıkan sonuç; halsiz, bitkin ve hastalıktan yorgun düşmüş insanlar! Kendi hastalıklarının yanı sıra içlerinde de korku yaşıyorlar. Endişelerinin sebebi ise ‘Domuz Gribi mi oldum? Ölür müyüm kalır mıyım? Çocuklarıma bulaştırır mıyım?’.

Şuan piyasada dolaşan sadece H1N1 (Domuz Gribi) değil. H3N2 virüsü, Adenovirus, Rhinovirüs gibi virüslerin yanı sıra A Grubu Beta Hemolitik Streptokok gibi bakteriler de salgında rol oynıyor. Etkenin ne olduğunu, sizi neyin hasta ettiğini anlamanız için “Google”da araştırma yapmak yerine en yakın sağlık birimine başvurun ve muayene olun. Sizden alacakları boğaz sürüntüsünden kültür çalışacaklar ve 2-3 güne net sonuç çıkacaktır. Boğaz kültürü için örnek kulak çubuğu gibi bir çubuğu boğazınıza sürterek alınır. Nazofaringeal örnek de alınabilir, bu da incecik bir kulak çubuğu düşünün onu burnunuzdan sokarak örnek alınmasıyla viral enfeksiyonlar saptanır. Böylelikle gereksiz yere antibiyotik veya antiviral ilaç almamış olursunuz. Çünkü tedavi testlere dayanarak planlanır.

Tüm bunlarla birlikte esas önemli olan konu evi sık sık havalandırmaktır. Eller sabun ve suyla yıkanmalı, hijyene özen gösterilmelidir. Kalabalık ortama giriyorsanız veya hasta birinin yanına gidecekseniz maske takmanızı öneririm. Evde soğuk algınlığı, grip, nezle, tonsilit tanı her neyse birisi varsa o kişiye maske taktırın ki bulaşma olasılığını azaltın. Bu dönem gıdanıza özen gösterin gerekirse vitamin takviyesi alın. Kendinizi hasta olmaktan koruyun!

Sağlıkla kalın.

Leave a comment

Filed under Köşe Yazılarım

Yumuşak Doku Sarkomu nedir?

Bacağınızda yumuşak bir yağ bezesi gibi kitle mi çıktı ortaya? Uyanık olun ve geçer deyip atlamayın.
İskeletimizin dışındaki farklı anatomik yapıları çevreleyen yapıya yumuşak doku denir. Düşersiniz kırık veya çatlak yoktur ama hekiminiz der ki ‘yumuşk doku zedelenmesi var’. Kemikleri, damar ve sinirleri paketleyen yapı diyebilirim kabaca. Yumuşak doku bedenimizin neredeyse yarısını oluşturur.Kanser hücreleri arsızdır, durmaksızın çoğalır bedeni istile ederler. Yumuşak dokuların da kanserleri mevcut. Kötü huylu yumuşak doku tümörlerine Yumuşak Doku Sarkomu denmekte. Aslında bu tek bir organdaki kanseri ifade etmez, birbirine klinik, patoloji ve ilerleyiş açışından benzerlik gösterdiği için sarkom adı altında toplanırlar.

Yumuşak doku sarkomları ilk evrelerde çok fazla belirti vermez. Yumuşak dokudaki bu tümör büyüdükçe etrafındaki sinirlere, damarlara ve kaslara baskı yapar. Hayati organlara uzak yerlerde çıktığından şikayetler tümör büyük boyutlara ulaşana kadar gizli kalır. Daha da ilerledikçe tüm kanserlerde görülen benzer şikayetler görülür ve sistemik etkiler ortaya çıkar; kilo kaybı, yorgunluk, ateş, kansızlık, kemik ve eklem ağrıları… Yumuşak doku sarkomu ağrısız ilerlediği için çoğunlukla 5 cm’e ulaşmadan belirtileri vermez.

Yumuşak Doku Sarkomları bedenin her yerinde görülürse de çoğunlukla bacaklarda, kollarda, ellerde ve ayaklarda karşımıza çıkar. Göğüs, karın, sırtta ve daha az olarak da baş ve boyunda ortaya çıkar.

Tanı konması için hastanın şikayetleri dinlenir, kapsamlı bir fizik muayene yapılır, radyolojik tetkikler istenir ve biyopsi yapılır. Radyolojik tetkikler tanı için çok önemlidir. Ucuz, girişimsel olmayan ultrasonografi (USG) ilk tercihtir. Kitle hakkında genel bilgi verir. Magnetik rezonans (MRI) radyasyon içermez ve daha hassastır. Bilgisayarlı tomografidense (CT) MRI tercih edilir.  Yumuşak doku sarkomumunun kemiklere yayılıp yayılmadığını görmek için sintigrafi çekilir. Angiografi ile damar yapısı daha net belirlenir. Biyopsi ile herşey netlik kazanır, kitle iyi huylu mu kötü huylu mu, ne tip hücrelerden oluşmakta anlaşılır. Biyopsi de değişik tekniklerle yapılabilir (açık veya kapalı).

Yumuşak Doku Sarkomu tanısı konulunca elbette bir an evvel tedavi planlanır. Cerrahinin yanı sıra tekrarlamasını önlemek için radyoterapi ve kemoterapi de uygulanır. Amaç tümörü yok etmek, mevcut şikayetleri ortadan kaldırmak, başka organlara sıçramasını önlemek, ve tekrarlama riskini azaltmaktır. Öyle ya da böyle birileri bu arsız hücrelere DUR demeli!

Bedeninizde farklılık hissettiğinizde, normalde olmayan bir kitle oluştuysa, diyet yapmaksızın kilo veriyorsanız aklınıza kanseri getirin ve hemen hekime başvurun.

Sağlıkla kalın.

Leave a comment

Filed under Köşe Yazılarım

Apolet belirtisi


Gövdemizin her iki yanında simetrik şekilde bulunan üst ekstremiteler (omuz, kol, el); clavicula (köprücük kemiği), scapula (kürek kemiği), humerus (kol kemiği), radius ve ulna (ön kol kemikleri), el bilek, el tarak ve el parmak kemiklerinden oluşur.
Ekstremite yaralanmaları nadiren hayatı tehdit edici niteliktedir. Hayati tehlike oluşturabilecek ekstremite travmaları ise kol kopması (büyük amputasyonlar) ve büyük kemiklerin kırılması sonucu aşırı kan kaybına bağlı gelişir. Ayrıca ezilme şeklindeki yaralanma ve açık kırıklarda görülen enfeksiyonlar önemlidir. Kısacası kolu kırılan, omzu çıkan, bileği burkulan kişi hayati tehlike içermezken büyük kırıklarda ve kopmalarda hem kan kaybından hem mikrop kapma ihtimallerinden dolayı daha ciddidir. Ekstremite travmaları, genellikle birden fazla dokuyu etkilediğinden sinir yaralanması nedeniyle sakat bırakıcı nitelik ya da damar yaralanması nedeniyle iskemi ve kompartman sendromu riski taşıyabilir.
Üst ekstremite yaralanmalarının sebeplerini; trafik kazaları, yüksekten düşme, spor yaralanması, ateşli silah yaralanması ve iş kazaları olarak grurpayabiliriz.

Köprücük Kemiği Kırıkları:  Omuz ile gövde arasında destek görevi gören, sternum (iman tahtası kemiği) ve scapula (kürek kemiği) ile eklem yapan clavicula (köprücük kemiği), dıştan rahatlıkla görülen ve vücutta en kolay kırılan kemiktir. Genellikle indirekt darbelerle kırılır, şöyle ki hasta direk olarak köprücük kemiğine darbe almasına gerek kalmadan kolunun üstüne düşme sonucu indirek etkiyle de kırıklar olur. Köprücük kemiği kırığı, tek taraflı ya da çift taraflı olabilir. Hastanın omuz ağrısı vardır ve kolunu göğüs duvarına yapışık tutmaya çalışır. Şişlik ve hassas noktanın tespiti ile teşhis edilebilir.  Sekiz sayısına benzeyen sarma şekli uygulanarak ya da hazır clavicula askısı ile sabitleme yapılır.

Omuz Çıkığı: Omuz eklemi, kürek kemiği ile kol kemiği birleşme yerindeki eklemdir. Omuz çıkığı, humerus başının (kol kemiğinin) kürek kemiğindeki oyuntudan çıkması ile oluşur. Bedende en sık (% 46) görülen çıkıktır. En çok açık el üzerine düşme sonucu oluşur. Humerus başı, genellikle öne doğru çıkar. Normal omuz yuvarlaklığı kaybolur. Bu duruma Apolet Belirtisi denir. Kol uzamış gibidir ve çok ağrılıdır. Yaralı, diğer eli ile kolunu gövdesinden uzakta tutmaya çalışır.  Çıkık olan humerus başı, acil serviste yapılan radyolojik tetkiklerden sonra hekim tarafından elle ya da cerrahi girişimle normal anatomik şekline getirilir.

Kol kemiği kırığı: Humerus üst ekstremitedeki en büyük kemiktir. Pazularımızı sıktığımız yerdeki, omzumuzdan dirseğimize kadar olan büyük ve kalın kemikten bahsediyorum. Bu kemik kırıldığında sinir sıkışması, damar yaralanmalarına yol açabilir. Yine radyolojik inceleme sonucu hekimin müdehalesi ile ya alçıya alınıp sabitlenir ya da gerekli durumlarda cerrahi işlem yapılır.

Omuzdan dirseğe kadar geldik de devamını bir sonraki yazıda anlatayım. Dirsek yaralanmalarını, ön kol kemiklerindeki kırıkları, el bileği zedelenmelerini…
Sağlıkla kalın.

Leave a comment

Filed under Köşe Yazılarım

Primum non nocere!

“Belirli bir meslek grubunun, meslek üyelerine emreden, onları belli kurallarla davranmaya zorlayan kişisel eğilimlerini sınırlayan, yetersiz ve ilkesiz üyeleri meslekten dışlayan, mesleki rekabeti düzenleyen ve hizmet ideallerini korumayı amaçlayan mesleki ilkelerdir. “Bu tanım bize meslek etiğini anlatır. Bir meslek sahibiyseniz sadece işinize değil üyesi olduğunuz meslek grunbuna karşı da sorumluluklarınız vardır. Çünkü bir meslek üyesinin yaptıkları, bir yerden sonra  tüm meslektaşlarını da ilgilendirir. Yapılan hatalar sadece bir kişiyi küçük düşürmekle kalmaz, mesleğe duyulan tüm güveni yok edebilir. Toplumun gözünden düşmüş bir meslek ise gelişme potansiyelini  kaybeder. Meslek Etiği genel ahlak kurallarından daha fazlasını içerir. Mesleki bilgi ve uzmanlık nedeniyle yüklenen ek bir sorumluluktur.

Primum non nocere, “Önce, zarar verme!” anlamına gelen Latince bir deyiştir. Ayrıca primum nihil nocere olarak da kaydedilmiştir. Almanca ‘zuerst einmal nicht schaden’, Fransızca ‘D’abord, ne pas nuire’ İngilizce ‘First, do not harm’ şeklinde çevrilmiştir. Bizlere tıp fakültesine başladığımızda ilk öğretilen budur. Önce zarar verme denir. Meslek Etiği ilkelerinin başında yer alır; Zarar vermeme ilkesi. Hastaları ilgisizlik, deneyimsizlik veya ihmal nedeniyle zarar görmesini önlemeye çalışır bu ilke. Hastaya yapılacak olan tedavilerin ve uygulamaların hasta için oluşturabileceği risklerin farkında olup, bu risklerin en aza indirilmesini sağlamak gerekir. En basit örnekle verilecek ilaçların yan etkilerini bilip tedavi planlarken göz önüne alınmalıdır. Hep deriz hastalık yoktur hasta vardır diye. Bir tedavi yöntemi bir hastaya çok uygunken bir başka hastanın özellikleri göz önüne alındığında ona yarar sağlayacağına zarar verebilir. Aynı hastalık için bir hastaya operasyon önerilirken diğerini takip etmek yeterli olabilir.

Düşünün ki anneniz bir trafik kazasında alkollü sürücünün kullandığı arabanın çarpması sonucu öldü ve siz sağlık çalışanısınız. İster paramedik ister hekim ister hemşire olun… Karşınıza trafik kazası geçirmiş alkollü bir kişi geldiğinde aklınıza yaşadığınız kötü günler gelip belki de o hastaya etkin hizmet vermek istemeyeceksiniz. Bu sizin kişisel değer yargınız olabilir ancak her hastanın eşit hakları olduğunu bilirsiniz. İşte böyle durumları ortadan kaldırmak adına da Meslek etiği çok ama çok önemlidir. Bizler insanı sadece İNSAN olarak görmeliyiz. Kadınmış, erkekmiş, zenginmiş, fakirmiş, sarışınmış, esmermiş bizi ilgilendirmez. Dini, ırkı, dili, politik görüşü eşit hizmet vermemizi etkilemez. Tabii meslek etiği yalnız hastanın eşit hizmet almasını konu almaz. Adalet ve eşitlik meslek etiğinin temel dört ilkesinden bir diğeridir.

Özerklik ve bireye saygı da çok önemlidir. Hasta kendi tedavisi hakkında karar verme hakkına sahiptir. Hasta kendi başına düşünme, değerlendirme, özgürce kendi hakkında karar verme hakkına sahiptir. Hastanın akli dengesi yerindeyse ve reşitse kendi bakımı ve tedavisi konusunda söz sahibi olmalıdır. Bizler de buna saygı duymalı ve hastanın bu hakkına uuymalıyız. Örneğin hasta tedaviyi her hangi bir nedenden dolayı istemiyor, tedaviyi reddetme hakkını kullanıyorsa kınamak veya ayıplamak bizlere düşmez. Olasılıkları ve tedavi sürecini anlatır, gerekli formları imzalatırız ancak.

Güven duymak isteriz hele hele bizlere sağlık sunan kişilere. İşte mahremiyet ve sır saklama ilkesi de bu güveni, hastaların fiziksel, ruhsal ve sosyal açılardan mahremiyetinin korunmasını sağlar. Hastalığı hakkında bilgi verilmesini istemiyorsa kimseye anlatmaz ve dosyasını paylaşmayız. Elbette bildirimi zorunlu hastalıklar yetkililere bildirmek zorunluluğumuz var, o ayrı.

Meslek etiğinin en önemli yanlarından biri de, dünyanın neresinde olursanız olun meslektaşlarınızla aynı davranış kurallarına uygun davranmanız gerektiğidir.

Televizyon programlarında ve dergilerde boy gösterip, halka yanlış bilgi verenler bu ilkeleri bir kere daha okusunlar. Verdiğiniz bilgilerle birileri yanlış yönlendiriliyor, umut tacirlerinin eline düşüyor ve aldatılıyorsa hastalara zarar veriyorsunuz demektir. ÖNCE ZARAR VERME!
Sağlıkla kalın.

Leave a comment

Filed under Köşe Yazılarım

İnce Hastalık

Eski Türk filmlerinin vazgeçilmez sahnesidir. Genç kadın aşkından zayıf düşmüş, solmuş, yemeden içmeden kesilmiştir. Kesik kesik öksürükleri vardır ve elindeki beyaz mendiline ağzından kan gelir. VEREM olmuştur. Filmin bundan sonrasında herkes bilir ki genç kadın daha da kilo verecek, göğüs sırt ağrıları olacak, ateşlenecek ve gece terlemeleri olacaktır. Ne yazık ki film kadının ölümüyle biter.

İyi ki bu siyah beyaz eski filmlerimiz var. Verem Hastalığının belirtileri nelerdir desem hemen bu genç kadının başına gelenleri sayarsınız. Eğer sizde de benzer şikayetler varsa, öksürüğünüz 2-3 haftadan uzun sürdüyse, yakınınızda verem tanısı konulan varsa mutlaka hekime başvurun.

Halk arasında “İnce Hastalık” denen Verem Hastalığına biz Tüberküloz demekteyiz. Hastalığa neden olan mikrop ilk kez Alman hekim Robert Koch tarafından bulunur. Koch Basili olarak da adlandırılan Mycobacterium Tuberculosis solunum yoluyla akciğerlere girip hastalığa neden olur.
Tedavi edilmezse ölümcül olan verem Hastalığına karşı  ülkemizde halkı aydınlatmak ve bu hastalığa yakalananları sağlıklarına kavuşturmak için Verem Savaş Dernekleri kurulmuş; bu derneklerin çabalarıyla da yurt çapında verem savaş dispanserleri ve verem hastaneleri açılmıştır.

Yeni Yılın ilk günleri (1-7 Ocak) Veremle Savaş Eğitimi Haftası olarak kutlanmakta. Sağlık Bakanlığı “Hedefimiz Veremsiz bir Türkiye” sloganıyla broşürler dağıtıp konuya dikkat çekmekte.

Siz siz olun çocuğunuzun B.C.G. Aşısını atlamayın. Bulunduğunuz mekanları havalandırın, dengeli ve düzenli baslenmeye özen gösterin. Yakınınızda tüberküloz varsa 6 ay süreyle koruyucu ilaç kullanmayı ihmal etmeyin. Eğer siz verem hastasıysanız kalabalığa girdiğinizde mikrop saçmamak için maske takın, ortamı havalandırın, öksürürken ağzınızı kapatın, ilaçlarınızı düzenli kullanın. Verem tedavisinde kullanılan ilaçlar verem savaş dispanserlerinde ücretsiz verilmektedir.

Günümüzde dünyada yaklaşık 9 milyon insan her yıl verem hastalığına yakalanmakta. İnce Hastalık adı kulağınıza hoş gelmesin. Önleminizi alın.

2015’te sağlık dolu günleriniz olsun.

Sağlıkla kalın.

Leave a comment

Filed under Köşe Yazılarım

Uyusun da büyüsün

Uyusun da büyüsün 

Dr. Ahu PAKDEMİRLİ

“Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni” ne kadar doğru söylenmiş sözler. Uyurken büyüme hormonu salınır ve aynı bu ninnideki gibi bebeğimiz, çocuğumuz büyür. Yeterli süre ve kaliteli uyku büyümek için olduğu kadar bağışıklık sisteminin güçlenmesi için de gerekli.
İlkokul çağındaki çocukların günde en az 8 saat uyuması gerektiğini biliyoruz. Elbette çocuktan çocuğa farklılık gösterebilir uyku saati. Saat 9’da yatacak sabah 7’de kalkacak kuralı her çocukta işe yaramayabilir. Hatta aksine zoraki yatırmalar ters tepip çocuğunuzun uykusunu kaçırabilir. İlkokul çocuğunun gece 10’da ergenlik dönemindekilerin de 11’de yatması normal, sabah 7’de kalktıklarını varsayarsak.

Bu cuma çocuklar Şubat tatiline girecekler. Bu da demek oluyor ki uyku düzenleri yine kaçacak. Haftasonu bile yatış saatlerinde esneklik yapıldığında pazartesi sabahı okula sürünerek gidiyor pek çoğu. Tatil olunca iş değişiyor. Çocuk geç yatıp geç kalkıyor ama bu da sirkadiyen ritmin bozulmasına yol açıyor. Özellikle de iki hafta gibi daha uzun bir süre içerisinde geç saatte yatmaya ve öğlen saatlerinde kalkmaya alışan çocuk okul dönemi başlayınca ilk bir hafta belki daha da uzun süre adapte olmakta zorlanıyor.
Yarı yıl tatilinde çocuklar bol bol uyusun dinlensin ancak uykuya geçiş saatinin çok geçlere kaymamasına dikkat edin. Tatilin son günlerinde de mutlaka yatağa okul zamanındaki saatte gitmesini sağlayın. Böylece okul açılınca uyku sorunu yaşanmaz.

Anneler bilir, çocuğunuzun uykusu varsa huysuzlanırlar. Öğretmenler de çok iyi bilir, uykusunu iyi almayan çocuklar okulda derslerinde dikkat eksikliği, algılama güçlüğü yaşadığı gibi daha huysuz daha mutsuz olurlar. Güzel bir uyku çekmiş ve iyi dinlenmiş olanların ayrıca bağışıklık sistemi de güçlü olacağından daha az gribe ve nezleye yakalanırlar.
Uykunun süresi gibi kalitesi de önemli. Bölük pörçük uyumak yerine, sessiz karanlık ortamda aralıksız uyumaları gerekir. Burada evdeki büyüklere iş düşmektedir. Sadece “Haydi yatma vakti git uyu” demektense, televizyonun sesini kısmak, evdeki gürültüyü azaltmak, evde geç saatlere kadar misafir ağırlamamak gerekir. Çocuğun uyuduğu odanın iyi havalandırılmış, uygun oda sıcaklığında olması önerilir. Uykuyu bölecek koşulları azaltmak adına gece yatmadan önce sıvı tüketmesi azaltılmalıdır ki çocuğunuz gece tuvalete gitmek için uyanmak zorunda kalmasın.

Sağlıkla kalın

Leave a comment

Filed under Köşe Yazılarım

2014 in review

The WordPress.com stats helper monkeys prepared a 2014 annual report for this blog.

Here’s an excerpt:

The concert hall at the Sydney Opera House holds 2,700 people. This blog was viewed about 51,000 times in 2014. If it were a concert at Sydney Opera House, it would take about 19 sold-out performances for that many people to see it.

Click here to see the complete report.

Leave a comment

Filed under Uncategorized